11 Şubat 2020 Salı

GÜNLÜKLER-2

  Dediğimi yapmıştım. Sözümün eriyimdir. Çoğu zaman. Her neyse, dolunaya karşı şarabımı içerken hayatımın dönüm noktalarını düşünüyordum ki bence kişinin hayatında birden fazla dönüm noktası oluyor. Kelebek etkisi tribi işte, sonsuz ihtimaller.. Bana kalırsa benim dönüm noktalarımdan biri de buraya gelmekti, gelip buraya yerleşmek. Bunu hayatımı olumlu yöne döndürecek bir nokta olarak görmek isteğiyle bu konudaki motivasyonumu hep diri tuttukça Allah'ın bana kıyakları bitmiyordu oturduğum koltukta şarabımdan bir yudum daha alıp tazecik sardığım tütünümden aldığım nefesi vermek için başımı geriye doğru atmıştım ki dolunayı cam tavanının ardından tam tepemde gördüm. Gerçek bir mucize gibiydi. Her seferinde beni bu kadar etkiliyor oluşu içimde yeni bir hesaplaşmanın kapısını açtı. Takıntılı mıydım? Hayatım dediğim senaryo obsesif bir kara mizah mıydı? Niyahetinde kurt adama dönüşmüyordum, ne diye bu kadar etkileniyordum ki o sonsuz bir boşluk gibi görünen ışık huzmesinden? Zira bence sadece ben dolunaya baktığımda tüm evreni hissediyordum. Bu arada eroin de tıpkı böyle hissettirir. Bana kalırsa zaten sizi bir bağımlıya dönüştüren de tam olarak bu histir. Tüm evreni hissedersiniz, kendiniz dışında. Kendi varlığını hissetmek istemeyen biri için eroin kullanmak hayatının hatası olabilir çünkü hal böyleyken kurtulmak kafanıza sıkmaktan çok daha kötü bir ihtimal olarak gelmeye başlıyor. Böyle kötü düşüncelere gark olduğumda kurtulmak için mutlu olduğum zamanları hatırlamaya çalışırım.
  Üniversitedeyken çok sevdiğim bir arkadaşım vardı. -hala arkadaşım ve hala çok severim, bazı şeyler aynı kalmayı başarabiliyor.- Bana Çiğdem adını o takmıştı. Daha doğrusu kitap puanlama oyunumuzda sıra Emrah Serbes'in 'Deliduman' kitabına gelmişti ve kitabın çıkmasını ikimizde heyecanla bekleyip çıkınca da bir solukta okumuştuk. Canım Emrah Serbes, sonunda 't' yok. Sonra kitabın üzerine saatlerce konuştuk ve bana: 'sen benim Çiğdem İyice'msin.' dedi. O günden sonra Çiğdem oldum ben de. Kendimi ne kadar kıymetli hissetmiş olabileceğimi anlamanız için sizlere kitabı okumanızı öneririm. Ben de o günden sonra ona afilli piç dedim zira Hakan Günday'ın 'Piç' kitabını çok severdi. Bana kalırsa en iyisi 'Az'. Ya da 'Daha.' şuan karar veremem her neyse esas anlatacağım şey başkaydı, bu bana hep oluyor, lafa başlayınca ne diyeceğimi unutup zaman kazanayım derken bambaşka bir şey anlatmaya başlıyorum. Afilli dostumla bir gün son birasına tavla oynarken bir kural koymuştuk, rakibin pulunu kırdığımızda eğer girecek hiçbir yer yoksa bile zar atmasını bekleyecek ve kaybedene de duyulması gereken saygının pasif direnişini her seferinde gururla sergileyecektik. Şuan hissettiğimse sanki girecek her kapım kapalıyken afilli kaybedişime saygıdan zar atmama izin vermişlerdi ve ben yedi atmıştım!
   Az önce Müdürüm aramış ve beni eğitim için Ankara'ya çağırmıştı. İki günlük bir eğitimdi ama olsundu eve dönecektim. Şimdi ordayken geçirdiğim iki günü anlatmayacağım, çok duygusallaşıyorum. Dönüş için Aşti'ye giderken müdürüm gene aradı:

-Merhaba Çiğdem, nasılsın?
-İyiyim, teşekkür ederim. Eğitimi tamamladım, dönüyorum, siz nasılsınız?
-Çiğdem, odanda alkol şişesi var mı?
-Evet, var.
-Dönünce imha et onu olur mu?
-Olur tabi... Ama bi dakika.. Bunu siz nerden biliyorsunuz?
-Çiğdemcim sen merak etme, bir sorun yok, git şişeyi imha et, odana sürgü kilit takılacak dönünce, kapı kilidin de değiştirilip tüm yedekleri sana verilecek, hadi dikkatli git.
-Tamam.

    Odama girmişler! Bu nasıl olabilir? Delirmek üzereydim, bütün bedenim titriyordu. Döndüğümde katil olacağımdan neredeyse emindim. Neyse ki, yol boyu kendimi sıkıp kaskatı kesildiğim için iner inmez boşalmış ve ağlamaya başlamıştım da kimse görmesin diye koşar adım odaya çıkmıştım. Ağlayarak tek tek iç çamaşırlarımı kontrol ettim, inanın bana abartmıyorum dostlarım, 19 yaşında tecavüze uğramış bir kadın için bu şekilde odasına girilmiş olması ciddi bir travmadır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder