30 Mayıs 2022 Pazartesi

 'Bana en çok zarar veren şey ne acaba?' diye düşündüğünüz oluyor mu hiç? Ben daha yenice bunu detaylı düşünüyorum ve bir cevabım var sanırım: beklenti. Çünkü beklemek bana aynı anda hem güçsüz hem çaresiz hem sevgisiz hem de kimsesiz hissettiriyor ve bu duyguların hepsi aynı şiddette varlık gösteriyor beklerken. Tek başına sevgisizlik hissi ile savaşabilirim ya da güçsüzlük hissi ile ama hepsi birlikte çok güçlü oluyor ve ben 'siz hepiniz ben tek' deyip sağ çıkamıyorum o savaştan. 

Kötü günde dostun aramasını beklemek mesela ya da iyi günde. Sevgiliden ilgi beklemek, anneden anlayış beklemek, babadan şefkat beklemek...

Hatta bazen otobüs beklemek. Otobüs beklerken o boş zamanda tüm bu beklentiler geçebilir bazen aklınızdan ve en zor bekleyişiniz o otobüs olabilir.

Oysa söyleyebilsem insanlara onlardan beklediklerimi, oluverecek belki ama söyledikten sonra olması asla aynı hissi vermiyor çünkü görev bilinci ile yapılmış gibi geliyor, neden böyle düşünüyorum acaba? 

Çünkü ben yaptığım her şeyi içimden gelerek yapıyorum ve bana yapılan da içten gelsin istiyorum. Mesela koltukta uyuyakalsa misafir gelen bir arkadaşım, üstüne örttüğüm battaniyeyi gerçekten içimden geldiği için örterim, ayıp olmasın diye değil, misafirperver davranmış olmak için de değil. Çok yorgun olsam ve çok da aç olsam mesela kendim için yemek yapmam ama sevdiğim birinin acıktığını duysam hemen kalkıveririm ve en güzelini en lezzetlisini yapmak gelir içimden ama bunun için istemesine gerek yok, içim coşuverir. Yerken keyif aldığını da görürsem hele sakın değmeyin keyfime. Ha bir de şu detayı da vereyim ağzım çok gevşektir, birini sevdim mi, sohbet aktı mı, içim kaynadı mı, hemen her şeyimi anlatıveririm, bir çırpıda. Kimim, neyim, nasılım, neyi severim, neye sevinir, neye üzülürüm hepsini ama hepsini sonra pişman olsam da her seferinde anlatırım. İçimde sevgisini taşıdığım herkes beni bilsin isterim çünkü. Ve bana anlattıklarını da onu tanımak, bilmek, anlamak niyetiyle dinlerim. Mesela bana en sevdiği çikolatayı söylediyse ve benimle aynı değilse birlikte çikolata yiyeceğimiz zaman onun sevdiğinden alırım ve o an benim en sevdiğim çikolata o olur.

Beni mutlu eden şey bu. Kıymet verdiğimin kıymetini hissetmesi. Ben böyle sevmeyi biliyorum. Başka türlü nasıl olur ki sevmek? Bağırılmasından korktuğumu bile bile bağırıyorsanız; güçsüzlüklerimi, çaresizliklerimi bir bir kendim anlatmış olmama rağmen beni onlarla eleştiriyorsanız, uzun uzun konuşmaları sevdiğimi söylemişken hep sesiz kalıyorsanız nasıl inanabilirim sevginize? Bu durumda mantıklı olan beklemekten vazgeçmek olur değil mi? Benim sorunum da tam orada başlıyor işte. Vazgeçemiyorum. İçimde taşıdığım sevginin esiri oluyorum. Sonra daha güçsüz düşüyorum daha aciz. Bu kısır döngünün içinde savrulurken ben, muhtemelen dışarıdan görünen her şeyi bok edişim oluyor. Ne acı. Oysa ben de ne kadar isterdim hiç beklemiyor olmayı. Gelgelim benim lanetim de buymuş demek ki, hissettiğimi gizlemiyorum ve maalesef hissetmediğime inanamıyorum.

29 Mart 2022 Salı

KENDİNİ ARARKEN

                                                                                                                                   03.03.22

'Düşüncelerim mi hissettiklerime yön veriyor, hissettiklerim mi düşüncelerime yön veriyor sorusu benim hayatımın en büyük paradoksu. Bu paradoks benim için matrix gibi. İçine giriyor muyum, içinden kaçıyor muyum belli değil. İşleyişini çözemediğim için net bir karar veremiyorum. Aynı olayların ya da bana karşı tavırların farklı ortamlarda farklı kişiler tarafından sergilenmesi hissettiğim şeyi de düşünüp davranışa döktüğüm şeyi de değiştiriyor. An oluyor bu farklılıklar çarpışıyor ve o zaman evrenler arası geçiş yaparken kapıda sıkışmış gibi oluyorum.'

                                                                            ***

Kafasında boğuştuğu düşüncelerle baş edemediği, içinden çıkamadığı zaman günlük tutmaya başlamıştı yine, hatta anlık. Bunu daha sonra yine çıkmaza düştüğünde bir önceki sefer neler düşünmüştü neler hissetmişti hatırlayabilmek için yapıyordu. Böylece en çok tekrar eden şeyi kabul edecekti. Bir çeşit savaş stratejisi gibi. Bu kararsız paragrafla başlamıştı bu defa bu macerası. Zaten ilk zamanlar hep kararsızlık hakim oluyordu sonra kendi kendine yazdığı motivasyon konuşmalarına dönüşüp kurtulmasını sağlıyordu. Sanki kendi kendine Tanrı'nın Eli'ni yaratıp onu çekmesini sağlıyordu ama galiba bu defa Tanrı durumu fark etmişti ve bu üçkağıtçılığın cezası olarak kendini avutmasına öyle hemen izin vermeyecekti. 

Varoluş sancılarına alışkın olduğu için ilkin çok sarsmadı Çiğdem'i. Kendiyle ilgili yeni bir şey keşfedeceğine inanmak istiyordu, kendini buna zorluyordu. Fakat çember hiç daralmıyordu. Her ihtimal oraya ulaşılana kadar ilerlediği yolda başka bir ihtimal doğuruyordu. Sarıp sarıp çektiği dumanların ona eskiden olduğu gibi yardımcı olacağını sakinleştireceğini düşünmüştü fakat bu duruma o kadar odaklanmıştı ki matrixten çıkamıyordu. Önünde açılan her pencere binlerce başka pencereye daha açılıyordu.


                                                                                                                                      06.03.22

'Hissettiklerimi yönetemeyeceğimi ama düşüncelerimi yönetip davranışlarımı değiştirebileceğimi söylüyor terapistim. Haklı olabilir, söyledikleri genelde mantıklı geliyor fakat benim için esas mesele bu değil ki. Neden böyle davranıyorum sorusu salt olarak kendimi anlamak isteyişimden ileri geliyor, aslında böyle olsun istemiyorum ama neden oluyor diye merak ya da serzeniş değil. Yani değiştirmek istediğim davranışlarım ya da artık cenderesine düşmek istemediğim düşünceler var fakat bunları değiştirmeden önce sebebini bulmam gerek ancak o şekilde değiştirebilirim zaten. İnsan neyi neden yaptığını  bilmek istiyor. Hoş bu da bana başka bir soru sorduruyor: 'herkes farkında bir ben mi değilim yoksa insanlar bunun farkında olmayı benim kadar önemsemiyor mu?'. E tabi devamında ister istemez 'bunu önemsemeden nasıl yaşıyorlar, hiç mi merak etmiyorlar, aslında o kadar önemli bir şey değil de ben mi çok abartıyorum' gibi peşi sıra başka bir sürü soru daha...

                                                                   ***

Bu defa sınav daha çetin çıkmıştı, kolay kolay bulamayacak gibiydi Çiğdem aradığını.Üstelik ne aradığını bile tam olarak bilmiyorken. Sadece kendini çözümlemek istiyordu. Başkaları üzerinde ne kadar kolay yargıya varılıyordu oysa. Karşısındakini çözümleyip buna göre strateji geliştiriyor insanlar mesela. Ben kendime karşı bile geliştiremiyorum o stratejiyi. Bir başkasına karşı geliştirmem ya da herhangi birinin bana karşı strateji geliştirmesi nasıl mümkün olabilir ki? Bu yüzden mi uyumsuzum acaba? diye düşünüp duruyordu günlerdir. Yeni sınavı buydu. Bir taraftan kendi üzerinde yaptığı amatör deneyin objektif sonuç vermesi için kendini kontrol etmek istemiyordu ama bir yandan da insanlar üstünde strateji geliştirip onunla da uyum sağlasınlar diye tutarlı davranmaya zorluyordu kendini içten içe. Bunu fark ettiği zaman da kendine öfkelenip hikayeyi en başa sarıyordu, gerçek bir çıkmazda olduğu su götürmez bir gerçekti. Yakınında, sevgisine inandığı herkese içini döküp anlatmak ve akıl almak istiyordu delicesine ama bir taraftan da kimsenin onu anlamayacağına ve alabileceği olası tepkiyle daha beter olacağına inanıyordu.

                                                                  

                                                                                                                                     08.03.22

İşler daha kötüye gitmeye başladı. Kişiye ve mekana göre değiştiğini gözlemlediğim ve henüz bunun bile sebebini bulamadığım tepkilerimin zamana göre değiştiğini de deneyimledim bugün. Her sabah ofise girdiğimde bana iltifatlar eden iş arkadaşımın bu sabah aynı şekilde aynı iltifatları tekrar etmesi bana hakaret gibi geldi. Tüm dış değişkenler sabitken sadece ben o gün iyi günümde değilsem de hissettiklerim değişebiliyor ama bu davranışıma yansımadı. Aynı şekilde teşekkür edip gülümseyip geçtim masama. Ve sonra bir an için rahatladım, buldum sandım, demek ki dedim hislerim davranışlarıma yön vermiyor. Tam derin bir nefes alacakken aynı arkadaşım -yine her zaman yaptığı gibi- beni on kahvesine davet ettiğinde gitmek istemedim hatta içimden çığlık atmak geldi ve nitekim gitmedim de. İşler değişmişti ama bu da bir doneydi sonuçta. Hislerim davranışlarıma yön veriyor demek ki diye düşünmeye başladım bu defa da. Bu fikre uyan başka örnekler aradım ve sonra aynı arkadaşımın -yine her zaman yaptığı gibi- beni öğleden sonra üç kahvesine davet etmediğini fark ettim. Gitmek istemiyordum ama davet etmemiş olması beni yine de üzmüştü. Bir defa yüzüm asık diye benden vazgeçildiğini falan hissettim oysa iş dışında telefonda bile konuşmadığım biri söz konusuydu. Bana böyle ciddi yoğunlukta bir şeyler hissettirmesi mümkün değildi. Şimdi birden bire tekrar başa dönmüş ve davranışımın ceremesini çeker olmuştum. Bu işin sonu nereye varacak bilmiyorum.

                                                                        ***

Kendini arama işi Çiğdem'i iyiden iyiye yoruyordu artık. Buna engel olamamaya başlamıştı çünkü. İşte, markette, otobüste, aile ziyaretinde. Bulamadıkça her yerde kendini arar olmuştu Çiğdem. Annesine 'eline sağlık' demeyi unutsa buna neyin sebep olduğunu bulmak arzusuyla annesinin bile tüm hareketlerinin altında bir anlam arıyordu bunları kendi davranışları ile ilişkilendirmeye çalışıyordu. İşler bu noktaya gelince artık kontrol edemediğini ve bunun sorun olabileceğini anlamıştı, aile ziyaretlerini seyreltti. Yeni bir sorun istemiyordu, mevcut sorununu yönetemediği yüzüne her çarptığında da daha çok geriliyor ve kısır döngüye giriyordu. Yönetemedikçe geriliyor, gerildikçe yönetmiyordu. Bu defa ailesi de sormaya başlamıştı ve korktuğu olmuştu, artık yeni bir sorunu daha vardı. Ailesini de endişelendirmeden idare etmesi gerekiyordu. İşe yansımaya başlamıştı, ofistekiler soruyordu çünkü bazen 2 hatta 3 gün boyunca hiç uyuyamadığı oluyordu. Neyin var, gözlerin şiş gibi, neden hiç yemeğe gelmiyorsun... Arkası kesilmiyordu soruların. Artık 'bilmiyorum ben de bilmiyorum' diye çığlık atmaktan korkmaya başlamıştı ve bir de bunun gerginliği eklenmişti üstüne çünkü kendini kontrol edip edemeyeceğinden emin değildi.

                                                                                                                                         09.03.22

Sanırım deliriyorum. İçinden çıkmak istediğim her şeye hapsoluyorum. Çok güzel kar yağmaya başladı, uçuşuyor gibi öyle güzel görünüyor ki. Önceden böyle bir şey gördüğümde aklıma hemen Kurtuluş Parkı'nda sakin sakin yürümek ya da bi yerde kendime sıcak şarap ısmarlamak gelirdi. Şimdi düşününce çok başka bir hayatmış gibi o günler.. Noldu bana?

                                                                ***

Kendine aslında şanslı sayılabileceğini, etrafında onu seven insanlar olduğunu kendi kendini idare edebildiği bir düzeni olduğunu hatırlatmaya çalışıyordu sürekli ama sonra birden ağlamaya başlıyordu 'hissedemediğim sevgiyi ne yapacağım ki?' diye içine içine hıçkırmayı öğrenmişti Çiğdem. Kendine bu duvarı ne zaman örmüştü hatırlamıyordu bile ama her şeyi tek başına halledebileceğini kendine sürekli olarak kanıtlamak ve etrafa karşı her zaman güçlü durmak gibi bir takıntısı vardı. Kim bilir, belki de birilerine en çok ihtiyaç duyduğu zamanlarda hep yalnız kaldığı için artık kendini buna mecbur hissediyordu ya da başka türlüsünü bilmediği için çaresizlik içinde böyle davranıyordu belki. Kendini hatalardan ve pislikten ibaret gördüğü için saklamaya çalışıyordu herkesten. Oysa geçmişti o günler, aşmıştı bu hisleri. 

Her şeyden fazlaca şüphe ettiği için hayatını zorlaştırdığının farkındaydı ama buna engel olamadığından idare etmeyi öğretmişti kendine zaman içinde. Fakat şimdi kendinden de şüphe etmeye başlaması çok tazeydi ve bunu idare edemiyordu. Kendinden şüphe etmeyi bilmiyordu Çiğdem. Şimdiye kadar suçlandığı, dışlandığı bazen kendini dışladığı tüm hatalarına, yanlışlarına bir varış yolu çizebiliyordu kafasında. Kimseye anlatamadıkça yıllar yılı kendini kendine anlatmayı ve kendini sadece kendi anlasa yetinmeyi öğretmişti kendine, gel gelelim şimdi kendi de anlamıyordu kendini. Anlayamadıkça daha çok çırpınıyor, çırpındıkça daha çok batıyordu. Bir çeşit kara delikteydi sanki.

Günleri, haftaları kayıp geçmeye başlamıştı artık. Hiçbir zaman çok detaycı olmamıştı ama geride bıraktığı haftayı düşündüğünde herhangi bir güne ait herhangi bir detay hatırlamıyor olmak iyiden iyiye korkutmaya başlamıştı artık ve bu korku yeniden iyi olabileceğine dair umudunun önünü kesiyordu git gide. Belki 2 hafta geçmişti, tek bir satır yazmadı. Konuşmak istedi ama kimseyle konuşamadı. Ağlamak istedi, düşman kesilmiş gibi inat etti de gözyaşları akmadı.

Annesinin hastaneye gideceği günü unuttu, ablasının doğum gününü unuttu, öğrenim kredisini ödemeyi unuttu, terapiden sonra ücreti göndermeyi unuttu, defalarca. Sanki duygu-düşünce-his her şeyini almışlar da yerine kapkaranlık bir kaygı bırakmışlardı tüm varoluşuna. Artık bitkilerine de bakmıyordu, içlerinden birinin öldüğünü fark ettiğinde en son ne zaman suladığını düşündü, hatırlayamadı. Sanki usul usul her şeyden vazgeçiyor gibiydi. Konuşmamaktan, saklanmaktan var olmayı unutuyor gibiydi. Her şey an be an anlamsızlaşıyordu. Fakat bir çeşit kara mizah gibi görünse de ona bu girdaptan çıkmak için ilk adımı attıracak olan yine bu noktaya getiren duygusallığı olacak gibiydi. 

Ağlamıyordu, uyumuyordu da, en sevdiği etkinlik olan tavana karşı zihin boşaltma oyununu da oynamıyordu. Öylece duruyordu yatakta ve kara kedisi Sirius birden gelip boynuna yatıvermişti, üstelik yüzünü de yanağına getirip. Birden ağlamaya başladı Çiğdem kedisine sarılıp. Sevgiye ve şefkate ihtiyacı vardı Sirius'un ve bunlarla beraber çok daha fazlasını ona borçlu olduğunu düşünüyordu. Neden mi? Ona bir umut vermişti çünkü sokaktan alıp geldiği gün. Haykırarak ağlamaya başladı Çiğdem. 'Önemli olan hayatta kalmasını sağlamak değil, önemli olan yaşadığını hissettirmek.' Belki aylarca her gün en azından yüzlerce kez tekrarlamıştı bu cümleyi Çiğdem kendine kendine ilk kez söyledikten sonra. Ona yapılanı Sirius'a yapmamak motivasyonu ile kalktı yataktan.

                                                                                                                                               29.03.22

Nasıl yapacağıma dair hiçbir fikrim yok ama toparlanacağım.